13 Ocak 2011 Perşembe

Ayete’l-Kürsî’nin koruyucu etkisi bilimsel olarak ispatlanacak

Ayete’l-Kürsî’nin koruyucu etkisi bilimsel olarak ispatlanacak

Sağlıklı yaşam, doğal tıp, doğru beslenme, obezite, stres gibi konularda gelir seviyesi yüksek kesime danışmanlık yapan Dr. Ender Saraç, Allah’ın 99 ismini yani Esmaü’l-Hüsna’yı zikretmenin insana huzur verdiğini söylüyor.

Ender Saraç, artık dünyada her şeyin bilimsel ve teknik şeylerle açıklandığını ve bunun aslında en ileri teknolojinin kaynağı olan El Alîm esmasının tecellisi olduğunu belirtiyor. Saraç, “Ayete’l-Kürsî, Felak ve Nas sûreleri okunduğunda insanın aurasının kalınlaştığı yani insanın korunduğu, çok kısa süre içinde birtakım ince aletlerle tespit edilecek. Nazar diye bir enerji olduğu ve nazara karşı bazı sûrelerle korunmanın insanın aurasını genişlettiği bilimsel olarak açıklanacak.” diyor.

12 Ocak 2011 Çarşamba

ZÂHIR VE BÂTIN DIYE IKI AYRI BOYUT YOKTUR!

ZÂHİR VE BÂTIN DİYE İKİ AYRI BOYUT YOKTUR!
İki ayrı dünya/boyut var sanıyoruz, Zâhir ve Bâtın!
Oysa iki ayrı dünya değil, yalnızca ALGILAYABİLDİKLERİMİZ ve ALGILAYAMADIKLARIMIZ var..
Ve bu da herkese G Ö R E değişiyor!
Zâhir, bâtındır; bâtın, zâhir! İkisi arasında fark var sanış, gözün kapasitesinden oluşur!
Aynı tek şeyin, gözün görebildiği kısmına "zâhir" derler, göremediğine ise "bâtın"!
Oysa ikisi, aynı "Tek"tir! 
---------------- 
A.H.

8 Ocak 2011 Cumartesi

Tetikleme Sistemi

Bakara Sûresi sonundaki (2.Bakara: 284) “...Bilinçlerinizde

(düşündüğünüz) ne varsa, açıklasanız da

gizleseniz de, Allâh varlığınızdaki Hasiyb ismi

özelliğiyle size onun sonuçlarını yaşatır...” uyarısı;

99.Zilzâl Sûresi’nin 7.âyeti “Kim bir zerre

ağırlığınca bir hayır yaparsa, onu görür.” ve de

“Hasiyb” isminin işaret ettiği özellik, hep bu “tetikleme”

mekanizmasını bize anlatmak içindir ki,

açığa çıkan bir fiil veya düşüncenin sonucunun yaşanmaması

mümkün değildir. İşte bu yüzdendir ki,

geçmişimizde düşündüğümüz ya da ortaya koyduğumuz

şükür ya da nankörlük bâbında her fiil mutlaka

sonucunu yaşatmıştır veya yaşatacaktır! Bu konu

üzerinde derin düşünülürse çok kapı açar ve çok

sırlar fark edilir. “Kader sırrı” olarak bahsedilen

konu dahi bu mekanizma ile ilgilidir!
 
-Alıntı-
 
Ahmed Hulusi /Esmâ Ül Hüsnâ

7 Ocak 2011 Cuma

BEYNİNDEKİ HOLOGRAM DÜNYAN

İster inan ister inanma... İster kavra ister kavrama!
İşte mutlak bilimsel gerçek!
Hayal dünyanda yaşıyorsun!
Görüyorum dediğin; algıladığın her şey, beyninin içinde oluşan bir (3D değil) çoklu D hologramik dünyan!
Beyne gelen beş duyuya dayalı veya beş duyu ötesi tüm elektromanyetik dalgalar, bu organ tarafından veritabanına göre değerlendirilerek, beyninin içindeki hologramik çok boyutlu görüntü halinde dünyanı (kozanı-cocoon) oluşturuyor! Yani dış dünyada değil, beyninin içinde oluşan hayal dünyanda yaşıyorsun kim olursan ol!
Algıladığın ve hüküm verdiğin her şey, algıladığının sûreti kadarının yani bir enstantanesinin, dünyanda oluşan simgesi!
Herkes kendi dünyasında yaşamakta ve yaşayacak sonsuza dek! Dünyan ne kadar gerçek geliyorsa sana, cennetin veya cehennemin de o kadar gerçek olarak sonsuza dek yaşanacaktır!
Herkesin, dünyasındaki her şeyi, veri tabanını oluşturan değerlerine göre yerleştirdiği şeyler... Sevindiren, mutluluk veren ya da üzen yakan her şey, veritabanını oluşturan değerlerin yüzünden meydana gelmekte!
Şimdi yenilenme zamanı işte!.

....

Ahmed Hulusi

3 Ocak 2011 Pazartesi

2010 acı, mutlu bir yıl... tıpkı hayat gibi...

Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım.... demek lazım mı?  hızına yetişmek gerçekten mümkün olmuyor... hele de belli bir yaştan sonra... hele de çocuğunuz olduktan sonra... günler günlerin, haftalar haftaların, yıllar yılların peşi sıra koşuyor sanki... öyle çok şey oldu ki bu sene de... 
Gezmelerle başladı yeniyıl... güzel değişik yerleri görerek... Gölköy'e ilk kez gittik... arkadaş gurubumuzla çok eğlenceli bir kaçamak oldu... Sonra da komşu kapı yaptığımız Akçakoca seyahatleri... 
Ardından Tanerlerin yanına Bartın-Kurucaşile'ye gittik...  Amasra'nın yeri bir başka olmasına rağmen burası da Karadeniz'in  yeşilin ve denizin doyulmaz görüntüleriyle küçücük bir kasaba... öyle huzurlu öyle güzeldi ki... Bu yıl da bol bol balık yedik...:) hakkını verdik doğrusu... :)
Ama bir kaç aya kalmadı, beni en çok üzen babacığımın hastalığının tekrarlaması ve o büyük ameliyatı geçirmesi oldu... artık konuşamasa da başımızıda dağ gibi ve sağlığına kavuşmuş olması bizim için büyük mutluluk... son çekilen pet ct de kanserli hücre görünmüyor, dediler... kontrollerini de 3 ay da bire çıkardılar çok şükür...

Bir tanecik kuzumuz sünnet oldu... nice güzel günlerini görelim inşallah.... yaptıralım mı yaptırmayalım mı derken, babamın da isteğiyle, yaptırdık... olduda bitti maşallah... :))) arkadaşlarının da sünnetlerini yaptık, güzel günlerinde yanlarında olduk... tabiii onlar da bizim yanımızdalardı...



Kısa bir aradan sonra kızkardeşimin, Senoşumun hamilelik haberini aldık... nasıl bir mutluluk... teyze oluyoruuuummm... ailemize minik bir kuzu geliyor... bu ay sonunda Allah'ın izniyle kucağımıza alacağız minnoşumuzu... geri sayım başladı...


Temmuz ayında kardeşimiz Erhan'ın Antakya'daki düğününe doğru cümbür cemaat yola koyulduk... eğlenceli bol kahkahalı bir seyahatin ardından, Esra ile Erhan'da erdi muratlarına... bir yastıkta kocasınlar inşallah... 




Ardından bir haftalık Bodrum tatili oğluşumla bana çok iyi geldi... Başak ve Nehir ile birlikte hafızalarımızda yer etti... güzel hatıralarla birlikte... babalar iki gün katılabildiler ama olsun herşey çoook güzeldi...

İşler, güçler, koşturmacalar... hayat telaşı içinde insanların çekememezlikleri, hesapları kitapları ve bunların yanında gönül kırıkları da oldu tabiii... ama hep derim "iyiki unutuyorum" diye... 

Unutmak, insanoğlu için bu hayata katlanabilme gücü veriyor... yoksa nasıl dayanılır bu kadar çok yaraya... 

Kurban bayramı malum 9 gün olunca, ben de  Tamer'im için (ve kuzum için tabiiiii) Side tatili ayarladım... Başaklarla birlikte iki aile inanılmaz huzurlu ve sakin bir tatil geçirdik... çocuklar mutlu bizler mutlu... :)



Yıllar sonra birbirimizi bulduğumuz arkadaşlarım, arkadaşlarımın yeni doğan bebekleri hep yeni umutlar oldu bizim için... yeni tanışsam da, gönüldaş olduğum arkadaşlarım da oldu... ne mutlu ki bana dilimden anlayanlarla birlikteyim...

Gönülden sevmek ve sevilmek başka ne isterki insan... 
Gerisi boş gerisi hikayeeee... bir varmışız bir yokmuşuz... 
Uzun ömürler hepimize sağlıkla ve tüm sevdiklerimizle inşallah...

sevgilerimleee...

31 Aralık 2010 Cuma

Mutlu Yıllar



 
 

 

 

               


Bu
Yılbaşı
Ağacımı
Hediyelerle
donatmak yerine,
her dalını bir dostumun
adı ile süslemek istedim.Yakın
dostlar, uzakta olan arkadaşlar. Eski
arkadaşlar,
yeni dostlar. Her gün gördüklerim
ve ara sıra görüşebildiklerim. Hep aklımda olanlar
ve sıkca unuttuklarım… Her zaman yanımda olanlar ile
olamayanlar Kötü gün dostlarım, hep destek olanlar...Istemeden
üzdüğüm dostlar ve istemeden beni üzenler.... Cok yakınımda olanlar,
ulasamadiklarim, yıllardır görmediklerim, özlediklerim.... Vefa borcu olduklarım.
Bir telefon uzaklığında olanlar. Alçak gönüllüler, gönülden sevenler... Az ya da cok
hayatıma girmiş tüm isimler…. Bu agaçta hepsinin kökleri sağlam, dalları uzun ve Güçlü
olacak. İsimleri daima asılı kalacak… Her yeni yıl, eskilerin yanına yenileri eklenecek. Zor anlarda
ağacımın gölgesi dostları,
ve dostlukları bir nefes
serinletecek. Yeni  
 yılla gelen  tum  
 umutların, yeni  
 başlangıçların,
 tüm dostların,  
yeni günlerinizi
aydınlatması  ve  
 daha güzel  anları
beraber paylaşmak  dileğiyle

MUTLU YILLAR


 
 

 




30 Aralık 2010 Perşembe

özündeki girdap....

İnsanların gözlerindeki perde "beden" düşkünlüğünü azdırıp, onu en üstte tutarak yaşam merkezi haline getirmesini sağlıyor... ruhun güzelliklerini, isteklerini de perdeliyor... varsa yoksa "beden" ve onun istekleriyle odaklı bir yaşam... bedenin yönettiği, ruhunu unutmuş olan insanoğlu kendi kaosunu kendisi yaratmakta... o kaos ki, ona yaşamı zindan eden, özündeki güzellikleri görmesini engelleyen bir girdap... 
Allah herkesi kendi girdabından kurtarsın... 
nasip etsin inşallah... 

sevgiyle...



LÜTFEN DESTEK OLALIM!!!! Seninki kaç santim? - Greenpeace

Seninki kaç santim? - Greenpeace: "2050’de dünyadaki balık stokları tükenecek. Denizleri hala sonsuz bereket kaynağı olarak görüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Büyük balıkların %90’ı çoktan yakalandı. Toplam balık stoklarının %60’ı bitti. Gerı kalan %40 ise 40 yıl içinde son bulacak. Balıkların bittiği gün deniz yaşamı da bitecek."

http://www.kacsantim.org/?ref=zeynepyagiz1293709104

27 Aralık 2010 Pazartesi

O’nun Doğası ve İçsel Döngü

Öz, hep var olan, ebedi ve ezeli kaynak… Varlığı, kendi içerisinde bir dinamik yarattı ve bu dinamiklik içinde enerjiler oluştu. Işık ve karanlık ile bir bütün oluştu ve ışık karanlıktan ayrılarak doğayı yarattı. Yaratım, dallanmalar göstererek hızla ilerlerken, muhteşem bir bütünlük ve bağlantı oluştu. Parça, bütünü yansıttı, bütün parçayı… İnsan evreni, evren insanı… 
Kaos, yaratımın en koşuludur.  Lakin kaos bir planın dağınık hali olduğu için kendi içerisinde gizli bir düzene sahiptir. Bundandır ki kaos, yaratımın ilk halidir. Ardından düzen gelir ve düzen içerisinde asıl varlıklar oluşmuştur. Bu felsefe bize varlığın ve birliğin temel bilgisini sunmaktadır. Bu noktada hepimiz kendi içimizde farklı bir hissi yaşayabiliriz; Öyleyse bizi biz kılan nedir? 
Hepimiz birbirimizin bilgisini içimizde taşırız. Ortak bir zihni, ortak bir ruhu paylaşırız. Farklılıklar bizim seçimlerimizle oluşur ve seçimlerimiz bize verilen en büyük hediye olan iradenin bir yansımasıdır. Bu yansıma, tekâmülü ve tekrar öze dönüşün önemli bir parçasıdır. Çünkü irade, farkında olmanın vazgeçilmez unsudur. Kuvvetli irade, evrenle kuvvetli iletişim anlamına gelirken, zayıf irade iç ses dışındaki tüm seslere karşı dayanıksız ve obsesyona açık olmak anlamına gelir.  
Parça bütünden ayrıldığından beridir –ki aslında hiçbir zaman bir ayrılık olmamıştır, sadece ayrıldığı yanılgısı oluşturulmuştur- bütünü tekrar arayışa çıkmıştır. Bu yüzdendir ki her insan fark etse de etmese de bu arayıştadır. Bu arayışa kültürler farklı isimler vermişlerdir. Genel olarak ilahi aşk olarak bilinen bu arayış, kalpten evrene, evrenden kalbe dönük yapılan bir gelişimdir. Bu gelişim süreci içerisinde kendi içsel dünyamızı keşfetmemiz ve dolayısıyla evreni keşfederek, bütüne dönmemiz için bazı önemli anahtarlar vardır. 
Niyet, bunların ilkidir ve kapının kilididir. Niyet, basit bir cümle, düşünce ya da dua olabilir. Ama ne kadar basit olursa olsun, niyet her şeyin başlangıcıdır. Kendi yaşam amacımızla ilgili ettiğimiz tek niyet, tüm yaşamımızın istikametini değiştirecek açılımlara sebep olabilir. Herhangi bir gece derin bir huşu içerisinde ettiğimiz tek bir niyet, amaca ulaşmamız için en önemli anahtar olabilir.  
Kabulleniş, bu kapıdan geçiştir. Maalesef birçoğumuz açık kapıya bakar ve girmekten korkarak geri döneriz. Hâlbuki isteğimizin gerçekleştiğini görüp, kabullenmek ve dolayısıyla korkulardan arınıp, nihai sevgiyi ve merhameti hissetmek elzemdir. Korkularımıza odaklanmak yerine bize sunulan fırsatın arkasındaki yüksek sevgiyi hissetmeliyiz. Bunu hissettiğimiz anda kapıdan geçmişiz demektir. Ve kapıdan geçtikten sonrası ise çok büyük bir yolculuğun başlangıcıdır. 
İstek ve farkındalık ise bu yola adım attıktan sonra bizi nihai huzura götürecek katalizörlerdir. Tabiri caizse kapıdan girdikten sonra yukarıya çıkan merdiven basamaklarıdır. Her bir basamak bir farkındalıktır ve her bir farkındalık seviyesi tekâmülün bir aşamasıdır. Böylelikle her farkındalıkta bir basamak çıkmış ve tekâmülde bir adım daha ilerlemiş oluruz. Her adımda bizde değişiriz ve enerjisel-zihinsel-duygusal hatta fiziksel bütünlüğümüz daha yüksek bir titreşime dönüşür. 
Dua, bu kapıdan geçtikten sonra bizim yükselişimiz için kullanacağımız yol göstericidir, ilahi destektir. Nerede olduğumuzu ve sondaki geçişi görmek için elimizde olan kandildir. Ama ne yazık ki bazılarımız elimizde bulunan bu çok önemli kandili yakmayız, hatta görmeyiz. İşte bazen olduğumuz basamakta bir aşağı bir yukarı bakar, bir adım ilerleyemeyiz. Bu noktada dua, evreni titreştiren, kalpten evrene yapılan bir yolculuktur. Dua, kalpleri ve ruhu aydınlatan nurdan bir kandildir.  

Peki, bu şartlar altında ilerlerken sürekli bir yükseliş yaşıyorsak, nereye doğru yükseliyoruzdur? Madem O, ebedi ve ezeli olan,  her şeyin özü ise ve her şey onun içinde var oluyor ve O’nun içinde dönüşüyorsa, O bizim hem içimizde, hem dışımızda akıyorsa ve varoluşunu sürdürüyorsa, biz nereye yükseliyoruz?  Bu soruları sorduğumuzda fark ettiğimiz aslında kendi içimizde yükseldiğimizdir. (Yükselmek kelimesi bile bir doğrultuyu tanımlar. Hâlbuki tekâmül bir tarafa doğru değildir. Çevreye genişleyen bir daire gibidir. Tekâmül, her yöne gelişimdir.) İçsel ve dışsal yükseliş aslında tek bir yükseliştir. Neyin nerde olduğu önemli değildir. Parça ve bütün tek ise ve tek olan sadece O’ysa, dolaylı olarak bizde O oluyorsak aslında O’na yapılan yolculuk kendi içimizde yaptığımız yolculuktur. Aslında bizler evrenin ta kendisi, evren ise bizim varlığımızdır. Her şey birbirinden ayrı değil tek bir benlik içeriyorsa, bütün bu koşuşturma, bütün bu çeşitlilik hep aynı yöne doğrudur. İşte bunu fark ettiğimizde, bunu içselleştirdiğimizde gerçek ve koşulsuz hoşgörü, merhamet ve sevgiden bahsedebiliriz. Hepimiz aynı kaynaktayız ve hepimiz aynı kaynağa dönüyoruz. Ve ne olursa olsun hepimiz bunu, içimizde derinde bir yerde hissediyoruz. 

Efe Elmas-Aralık 2010
http://www.indigodergisi.com/63/e-elmas.htm

-alıntı-

20 Aralık 2010 Pazartesi

8 sene önce...

Bundan 8 sene önce, bir cuma sabahı, lapa lapa yağan kar da nur topu gibi bir bebek hayatımıza girdi...

Allahımıza şükürler olsun, sağlıkla bu yaşa kadar getirdik...

canım oğluşum,
herşey gönlünce, gönlündeki hakkında hayırlı olsun inşallah...
iyiki varsın bebeğim...
iyiki bizim oğluşumuzsun...
sebeb-i hayatım, yaşama sevincim, göznurum...
seni çoook seviyoruz...
hepbirlikte daha nice yaşlaraaaa inşallah...:)

Öne Çıkan Yayın

Penye ip sepetlerim vol.2

Çeşitlerden çeşit... başladınız mı dursuramıyorsunuz kendinizi... çook sevdim ben bu işi ;)