19 Mayıs 2013 Pazar

19 Mayıs Satranc Turnuvasi...

Kuzumun ilk turnuvasi ;) 

Cok sevdigi satranci, sonunda yarisma platformuna tasidik... Biz aileler icin uzun ve bol beklemeli bir haftasonu oldu... Onlar ise tamamen oyun odakliydi... Cok guzel bir deneyim oldu kuzuma...

Hersey onun icin guzel olsun, baska ne isteriz ki ;)

AN'lar bellegimizde kalan hatiralar olarak kaldi...











Dogal sut evimizde...

Ankara' da paketli ilk elden, evlere servis taze sut... Dogalsut.com 'Sutcu amca' adiyla ayaginiza kadar getiriyor sutunuzu... 

Biz cok sevdik... Yogurdumuzu yaptim, kuzum icinde sutlac ;) 

Sizlere de tavsiye ederim Ankarali anneler ;)


17 Mayıs 2013 Cuma

3 Haziran yaklaşırken...

Kendinizi hiç bir filmdeymiş gibi hissettiğiniz oldu mu?

Herşey yolunda giderken, ansızın gelen acılarla gözlerinden boşalan yaşları durduramadığınız oldu mu?

çok... hem de çok değil mi?

HAYY ismi ile canlanan hayat, hepimize ayrı dönemeçler, ayrı yollar sunar... bir yerlerde mutlaka kırılma noktaları yaşarsın... o kırılma noktalarının sana neler getireceğini  ya da senden neler aldığını bilmeden devam edersin... yıllar geçip de arkana baktığında dersin ki, olması gereken şeylerin aslında senin hep hay'rına olduğunu görür, algılarsın...

İşte öyle büyük bir dönüm noktasında karşıma çıktı,

HAYAT ARKADAŞIM... SEVGİLİM... TAMER'İM...

Hayatımızı bir etmeye çok çabuk karar verdik... sanki birbirimize doğru akıyorduk... öyle hızlı ve öyle güzeldi ki varlığı ile beni tamamlıyor sanki beni göklerde uçuruyordu... evet bunun adı AŞK' tı... Onbeş günde evlenme teklifi aldım... :) 6 ay içinde nişan ve 6 ay içinde de düğün ile ellerimiz birleşti, çok şükür.. Sıkıntılı ve stresli bir süreç ile evlendik... ama hep birbirimize destek olduk... hep birbirimizin yanında olduk... farklılıklarımızla birbirimizi sevdik... birbirimiz için bazı şeylerden de vazgeçtik... ama hep huzur ve mutluluk hakimdi... bir filmde gibiydik... kuzumuzun doğumu iki buçuk sene sonra gerçekleşti ve EKİNİMİZ hayatımıza girdi... artık yavrumuz ve onun geleceği için yaşıyoruz... Tüm yavrularımıza sağlıklı uzun ömürler versin Rabbim inşAllah...

Hayatımıza girenler, çıkanlar çok oldu ama hep dostlarla ve ailelerimizle mutlu olduk... onlara yetişmek onların acısını ve sevincini paylaşmak bizim için bir YARADILIŞ GÖREVİ idi... OLması gereken OLmaktaydı...

13. yılımızı da geride bırakacağız, 3 Haziran'da... elimizi tutmaktan vazgeçmedik... kavgalar ettik, kırıldık, üzüldük ama sevgimizi hep yeşil, taze ve dipdiri tutmaya çalıştık... uğraştık ve başardık sanırım... çok şükür... Allah'ın izniyle...

İşte film gibi hayatımız devam ediyor, gözlerine baktığımda hala içim titriyor... hala birbirimize bakarak ağlıyoruz... hala AŞKla sarılıp, AŞKla öpüyoruz birbirimizi... bunun için Allahıma şükürler OLsun... bana bahşettiği bu mutluluğun ve huzurun daim olmasını diliyorum... umuyorum... Dualar ediyorum...  

Ölüm bizi ayırsa bile kalplerimizin ayrılmayacağını biliyorum... ve inanıyorum...

Nice yıllaraaa inşallah... yavrumuz EKİNİMİZ ile AŞK'la...

ve tüm kalbimle...






16 Mayıs 2013 Perşembe

"Ben sizin Rabbiniz değil miyim?"

Araf / 172-) Ve iz ehaze Rabbüke min beniy Ademe min zuhurihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm alâ enfüsihim* elestü BiRabbiküm* kalu bela şehidna* en tekulu yevmel kıyameti inna künna an hazâ ğafiliyn;

Hani Rabbin Âdemoğullarından, onların bellerinden (menilerinden, genlerinden) kendi zürriyetlerini alıp; onları kendi nefslerine şahitlendirerek sordu: "Elestu BiRabbiküm = Rabbiniz değil miyim?", (onlar da) "KALU = dediler, BELA = evet, Şehidna = bilfiil şahidiz"... Kıyamet sürecinde, "Biz bundan kozalıydık (gâfildik)" demeyesiniz! (İslâm fıtratı üzerine yaratılır tüm insanlar konusunu anlatmakta... A.H.)

RAB:
    • Rubûbiyet mertebesi sahibi olan...
    • Ef’al mertebesini meydana getirmesi ve ef’al mertebesinde mutlak mutasarrıf olması hasebiyle "Allah" İsmi ile anılan Mutlak Varlığın anıldığı "İsim"...
    • "Esmâ" terkibi...
    • Kişinin "kişiliği" diye isimlendirilen varlığını oluşturan ilâhî isimler... 
    • Esmânın mânâları üzere mahlûkatı varedip yönlendiren-tasarruf eden-terbiye eden...

    • Hareket hâlinde olan hiçbir şey hariç olmamak üzere, tümünü alnında çekip yöneten...
    • “Terbiye” edici, mürebbi(Tasarruf eden-yönlendiren)... Bir şeyi kademe kademe, peyderpey kemâline eriştiren...(Ancak, bir annenin çocuğunu, bir öğreticinin öğrenciyi terbiyesi gibi bir terbiye asla anlaşılmamalıdır; çünkü bu tür anlayış, tam bir bataklığa saplar insanı! Çünkü bu anlayış, neticede bir sen ve bir de seni terbiye eden, senden ayrı, yukarıda ikinci bir TANRI anlayışına sürükler seni!)

      Tamamı için : Rab 

Düşününce soruyorum neden???? "...Rabbiniz değil miyim?" dedi... Allah'ınız değil miyim, diye ifade etmemiş Yaradan...!!! 


 "...mahlûkatı varedip yönlendiren-tasarruf eden-terbiye eden..." 

Kısıtlı algımla ancak idrak ediyorum ki;

 Yarattığı her canlının KADER'ini yazan ALLAHRAB İSMİYLE, her türlü yaradılış gayesini yaratan; bunun gerçekleşmesi için de gereklerini yaşatan; yaşattığı her AN ile her şeyden, yeni bir şeyler öğreten, ders veren, terbiye edendir... yani SADECE BEN VARIM'ın ispatı... herşey benden gelir benim lütfumla yaşar ve benim istediğim zamanda  fani bedeninden çıkarak, boyut değiştirir...

Her canlıdan, her insandan sana yansıyan ile daha doğrusu senin algılarına göre algılayabildiklerin kadar seni terbiye eden...  terbiye bulutundan senin üstüne damlayan, seni temizlemesi ve aydınlatması, sana nasip olan kadar...

Hayat, kimin, ne zaman başı okşanacak; kime, ne zaman yumruk  geleceği hiç belli olamayan bir süreçtir... işte bu süreçte, bir köpeğin başını okşaman, bir kediye süt vermen ya da bir çiçeği büyütmen... yaratılmış ne varsa herşeyde her AN varOLanı algılayıp onunla hal OLmayı yaratan... Rabbimiz...

İnsanlardan gelen davranışlar, sözler, durumlar, olaylar karşısında yine insanın verdiği tepkilerle, bize göre iyi ya da kötü olması aslında, OL'ması gerekenin yani YARADAN'ın ta kendisidir... 

OL'an sadece TEK'tir... 

Allah idrakimizi kolaylaştırsın... (Amin)

Hatalar benim kısıtlı algıma aittir, doğrusunu ehli bilir...

Tüm kalbimle...

 





















14 Mayıs 2013 Salı

Hicbir seye sahip degilsin!!!

"...Hayır, bunalımda değilsin; sadece dalgınsın. O nedenle de bir şeyler yitirdiğini sanıyorsun. Oysa imkansız bir şey bu, çünkü sahip olduğun her şey sana verildi. Başındaki tek saç kılını bile kendin uzatmadın, o nedenle hiçbir şeyinin sahibi değilsin. Üstelik hayat senden bir şeyler alıp götürmüyor, seni bir şeylerden kurtarıyor. Daha yükseklere uçabilmen, mükemmelliğe ulaşabilmen için seni hafifletiyor. Beşikten mezara kadar hep okuldayız ve senin sorun dediklerin aslında gördüğümüz dersler..."

(Facunda Cabral-Arjantinli sarkici/soz yazari)

22 Nisan 2013 Pazartesi

"...KENDİNİZİ BULMAK İÇİN NEYİ FEDA EDERDİNİZ?.."

22/25-nisan-akrepte-dolunay-ve-yarim-ay-tutulması 
 
"...İnsan varlığına anlam kazandırmak için değerli bulunmak, onay almak, bir kimlik, bir ağırlık, bir aidiyet kazanmak, birileri için vazgeçilmez, ya da hiç değilse çok önemli olmak, yani aslında bir işe yaradığını bilmek ister… 

 Biz değerli bulduğumuz  bir şeylere karşılık olarak aslında kendi varlığımızı koyarız ortaya… Mutlu, güvenli, anlamlı, değerli hissetmemizin karşılığı çoğu kez, anlamlı kazanımlar uğruna geçirilmiş bir hayat sürmektir..."
   
Öncelikle yazıyı okumanızı şiddetle tavsiye ederim...

Düşündünüz mü? siz de benim gibi kafanızdan vurulmuş gibi oldunuz mu? merak ediyorum... 
"...kendinizi bulmak için neyi feda ederdiniz...?"   

Bu nasıl bir soru...?
ÇOOOK zooorrrr...? 
ÇOOOOK sert....? 
Hangisi dersiniz...? 
Bence ikisi de aslında... 

İnsan yaradılış olarak bir toplum içinde, beraberinde içinde bulunduğu bir topluluk ile yaşarken, kendi kuralları yanında o toplumun/topluluğun kuralları içinde de yoğrulur... yaradılışımız gereği bu yoğrulma esnasında mutlaka insanlarla "iyi" geçinme  en azında "asgari müşterekte" buluşmaya çalışmak temel görevimiz olarak yüklenmiştir kodlarımıza... çünkü bir "insan" sadece fiziksel ihtiyaçlarıyla varlığını ispat edemez kendine... bu ben miyim? sorusuna sadece yemek yemek, uyumak, cinsel ihtiyaçları gidermek gibi fiziksel ihtiyaçların vereceği cevapla açıklanacak kadar basit bir soru değildir...

Bu sorunun açıklanabilmesi için "yardımcı, iyi, değerli..." gibi  sıfatların da, adımızın önüne tren olması gerekmektedir... ama bize öğretilen budur (doğru ya da yanlış)... kendimizden önce karşımızdakini düşünmektir esas olan... ama şimdi düşününce, bunu bize öğretirken, aslında insan egosunu büyütmek ve dolgunlaştırmak içinmiş sanki... büyük alkışlar almak, parmakla gösterilmek içinmiş hep bunlar... bu madalyaları almak için neler verdik bir düşünsenize... 
nelerimizin üstünü örttük? 
nelerimizden vazgeçtik? 
neleri istedik ama elde edemedik...?

Bu zor ve sert sorunun cevabı için benim daha çok çalışmam lazım... hayatımda verdiklerim ve elde ettiklerimi teraziye koyup iyice tartmam lazım... ve bunları tartarken "kendimin" nerede olduğunu bu terazide bulunup bulunmadığımı da iyice düşünmem... hatta belki de kendimi ARAMAM lazım...

Varlığımı terketmeden, Yaradan' a şükürlerimi sunarak, bu uzun ince yolda yürümeye devam... ve türküde söylediği gibi, yolun sonu görünüyor ne de olsa... :)

Tüm kalbimleeee... 

 

15 Nisan 2013 Pazartesi

Koşulsuz sev...(-ebilsek) !!

"...Sadece şuna önem vermeni istiyorum: Yaşadığın her an varoluşunun değerini hisset! Gerçekte tek önemli şeyin koşulsuz sevgi olduğunu bil ve bu sana yetsin… Kendin dâhil her şeyi koşulsuz sev. Böylece acıyla değil sevgiyle olgunlaşmayı seçeceksin. Olgunlaştıkça farkındalığın artacak. Farkındalığın arttıkça da daha çok var olacaksın…" 


devamı için tıklayın!



Mutlu yıllar can arkadaşım...



Mutlu Yıllar
 
Bugün dünyayı istediğin bir renge boya
Rengârenk batan günü al karşına
Bir renk de kendinden kat
Çocuklar gibi saf, temiz ve berrak
Kapat gözlerini bir hikâye yarat
Vazgeçme hissedilir biraz da sıcaklığını kat
Kalbindeki elleri bırakma sıkıca tut
Çünkü varlıktır sevgiye en güzel kanıt
Yalnızlığın saltanatını sür, sür ama
Birikmiş sevginden, herkese bir parça ver
Bir tebrik, bir arama bin umuttur insana
Mutlu yıllar, mutlu yıllar sana …

Can YÜCEL


iyi ki varsın...

8 Nisan 2013 Pazartesi

STEVE JOBS' UN ÜÇ TEMEL MESAJI ÜZERİNE...

Apple Bilgisayar’ın kurucularından olan Steve Jobs’un 12 Haziran 2005’de Stanford Üniversitesi mezuniyet töreninde yaptığı konuşmadan hepimizin alacağı çok önemli dersler olduğunu düşünüyorum.

Steve Jobs’un bu konuşmasında temel olarak üç mesaj var;

Mesaj 1 : 
Meraklı olun ve sezgilerinize güvenin - Geleceği önceden bilemezsiniz. Önceden nelerin hangi noktada birleşeceğini görmeniz mümkün değildir. Neleri doğru yaptığınızı ve hangi noktaların ne şekilde birleştiğini ancak geriye baktığınızda görebilirsiniz. İşte bu sebepten dolayı yapacağınız işlere karar verirken kalbinizin sesini dinleyin. Yaptığınız şeylerin bir gün bir şekilde birşeylerle birleşeceğine inanın.

Mesaj 2 : 
 Sevdiğiniz işi yapın - Önemli olan kişinin sevdiği işi yapmasıdır. Sevilen bir iş bir rutin değil, bir oyun gibidir. Sevilmeyen bir iş veya uğraş bir zorunluluktur, zorunluluk da yorucudur. Başarılı insanların çoğunun gizli gücü sevdikleri ve uğraşmaktan dolayı mutlu oldukları bir işle meşgul olmalarıdır. Ya sevdiğiniz işi yapmalısınız ya da yaptığınız işi sevmenin yollarını bulmalısınız.

Mesaj 3 : 
Ölümü düşünün - Beklentiler, gururlar, küçük düşme, ya da başarısızlık korkuları, tüm bunlar ölüm karşısında değerlerini yitirirler. Kaybedecek birşeylerinizin olduğu düşüncesini yok etmenin en iyi yolu ölümü düşünmektir. Ölüm kaçınılmazdır. Ölümü düşündüğünüzde, esasen hiçbir şeye sahip olmadığınızı ve bu dünyadan çıplak gideceğinizi hatırlarsınız. Sahip olmadığınız hiçbir şeyi kaybetme gibi bir riskiniz olmadığını düşünmek sizi rahatlatacak ve cesaretlendirecektir.

 -------------------------

Çalışmak ve gayret etmek herşeyin temeli aslında... Büyük bir inanç ve güçle çalışarak geçirilecek bir hayat, herşeyin başı... Öncelikle "KEŞKE" demenin hiçbir anlamı olmadığını bilmeliyiz; evet sonra geriye dönüp baktığınızda geçirdiğimiz zamanın ne kadarı değerli ve ne kadarı BOŞ diye sormalıyız kendimize... Ölüm ile yaptıklarının ya da elde ettiklerinin senin elinde olmadığı anlayacak her insan... Dünya yaşamının noktası konulduğunda, ne kibir, ne gurur ne de egon senin yanında olmayacak! bunu şimdiden hissetmeli ve yaşamımıza geçirmeyi ÖĞRENMELİYİZ!!!

Tüm kalbimle... 


4 Nisan 2013 Perşembe

TESADÜF DEĞİL...!!!!

Hayatta ne çok şey zorluyor insanları... bir gün ailenizle bir çatışma içinde iken, diğer bir gün arkadaşlarımızla bir kargaşanın içinde bulabiliyoruz kendimizi... bazen de hepsi aynı zaman diliminde ortaya çıkabiliyor... Tesadüf işte diyerek geçiştiriyoruz ya, yok ıııı ııııhhh değil... ELBETTE TESADÜF DEĞİL!!! 

Senin için programlanan tekamül basamakları hepsi... takılıp düştün mü? OL'sun tekrar elinden tutup kaldırıyor... çok şükür... dersini aldın mı diye yeni bir olayı karşına çıkarıyor... gösterdiğin cevap ile ya takılıp tekrar düşüyorsun ama yüzünü sürtüyor bu sefer sıyrıklar içinde yola devam ediyorsun; ya da istenen olgunlukla atlatıyorsun ve bir sonraki level a geçiyorsun :) bu seferki ise senin başka bir sivrilen nefsinin parçasını törpülemek için.. 

rpülene törpülene nefsinin mertebelerini yükseltip, gerçek KUL OL'ma yolunda ilerlemeye çalışıcağız... yaradılış amacımız bu öyle değil mi?



Hepimizin farklı farklı yaşadığı yaşamlarda, aslında almamız gereken temel dersler aynı... Sen kendinden verdiklerinle varOLuyorsun aslında... maddinin yanında, aslında manen verdiklerimiz önemli olan... Kibrinden, egondan, bitmek tükenmek bilmeyen isteklerinden verebiliyor musun? "M" lerinden vazgeçebiliyor musun mesela? EviM, arabaM, işiM ve hatta eşiM, çocuğuM, aileM... Aslında hiçbirşeyin sahibi olmadığımızı, sana ait bişey OL'madığını, verenin de alanın da aynı olduğunu farkedebiliyorsan, işte o zaman yolunda güller açıyor... kendi cennetinde huzur da OL'uyorsun... 

Ne demiş üstadlar, "herkes, cehenneminin odunlarını kendi taşır bu dünyadan." 

Doğrusunu ehli bilir... yanlışlar benim eksikliğimdir...

Tüm kalbimle...

 



 

Öne Çıkan Yayın

Penye ip sepetlerim vol.2

Çeşitlerden çeşit... başladınız mı dursuramıyorsunuz kendinizi... çook sevdim ben bu işi ;)